DOLAR

47,9621$%0,24

EURO

56,0614%-0,13

STERLİN

65,5511£%-0,03

GRAM ALTIN

7.107,39%2,12

ONS

4.603,39%1,87

BİST100

%

İstanbul AÇIK 29°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Tarihsel Arka Planı

1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye'nin İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki egemenlik haklarını tesis eden ve geçiş rejimini belirleyen hukuki bir belgedir.

1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi üzerindeki egemenlik haklarını Türkiye'ye tanıyan ve bölgedeki deniz trafiğini düzenleyen temel uluslararası bir metindir. Bu sözleşme, 1923 Lozan Antlaşması'nın getirdiği kısıtlamaları sona erdirerek, Boğazlar üzerindeki kontrolü Türkiye'ye devretmiş ve daha önce faaliyet gösteren Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun görevine son vermiştir. Türkiye'nin bu talebi, dönemin silahlanma yarışı ve bölgesel güvenlik endişeleri çerçevesinde İngiltere, Balkan Antantı üyeleri ve Sovyetler Birliği gibi devletler tarafından destek görmüş; böylece 22 Haziran 1936'da İsviçre'nin Montrö kentinde toplanan konferansla süreç nihayete ermiştir.

Sözleşme hükümleri, ticaret gemileri ve savaş gemileri için ayrı kurallar öngörmektedir. Barış zamanında ticaret gemilerinin, sağlık denetimi hariç hiçbir formalite olmaksızın Boğazlar'dan serbestçe geçiş hakkı bulunmaktadır. Savaş zamanında ise Türkiye'nin savaşan taraf olup olmamasına göre değişen özel güvenlik prosedürleri ve gemilerin izleyeceği rotalar belirlenmiştir. Savaş gemilerine yönelik rejim daha katı kurallara bağlanmıştır. Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerinin geçişi tonaj ve süre bakımından sınırlandırılmış, bu gemilerin Karadeniz'de kalış süresi yirmi bir günle kısıtlanmıştır. Kıyı devletlerine ise önceden bildirimde bulunmak koşuluyla bazı geçiş ayrıcalıkları tanınmıştır.

Türkiye, sözleşme kapsamında bölgeyi askerileştirme ve tahkim etme hakkını kazanmıştır. Olası bir savaş tehlikesi anında Türkiye'ye Boğazlar'dan geçiş rejimini yeniden düzenleme yetkisi verilmiş, ancak bu önlemlerin Milletler Cemiyeti nezdinde denetlenmesi öngörülmüştür. Uçakların geçişi konusunda ise Türkiye'ye sivil hava yollarını belirleme ve düzenleme yetkisi tanınmıştır.

Sözleşmenin yürürlük süresi başlangıçta 20 yıl olarak belirlenmiş olsa da, "geçiş özgürlüğü" ilkesinin süresiz olduğu vurgulanmıştır. 1956 yılında süresi dolan sözleşmede değişiklik yapılmasına dair girişimler sonuçsuz kalmış ve metin bugünkü hukuki geçerliliğini korumuştur. Sözleşme, günümüzde de Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini ve bölgesel güvenlik dengesini belirleyen temel belge niteliğini sürdürmektedir. Metnin uygulanmasında, geçişlerden kaynaklı vergilendirme ve harçlar, sözleşmenin I sayılı eki çerçevesinde sınırlanmıştır.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin tarihsel kökenleri, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu döneminde imzalanan 1841 Londra, 1856 Paris ve 1871 Londra Boğazlar Sözleşmeleri'ne kadar uzanmaktadır. Dünya Savaşı sürecinde, 18 Mart 1915 tarihinde İtilaf devletleri arasında gizlice imzalanan Boğazlar Antlaşması ile İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın Rusya'ya bırakılması öngörülmüştü. Ancak Ekim Devrimi ile Rus İmparatorluğu'nun yıkılması ve Türk Kurtuluş Savaşı'nın Türkiye lehine sonuçlanması, bölgedeki jeopolitik dengeleri kökten değiştirmiştir. Bu süreç, 1923 yılında imzalanan Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile yeni bir hukuki zemine oturtulmuştur. 143 maddelik Lozan Antlaşması'nın bir parçası olan bu düzenleme, Boğazlar bölgesinin askersizleştirilmesini ve yönetimin başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona bırakılmasını şart koşuyordu. maddesi uyarınca, Boğazlar bölgesindeki istihkamlar kaldırılmış ve bölgeye ağır silahların girişi yasaklanmıştı; buna karşın Türk polis ve jandarma kuvvetlerinin varlığı ile Anadolu kıyılarında Türk silahlı kuvvetlerinin hareket kabiliyeti korunmuştu. Genç Türkiye Cumhuriyeti için bu dönemde söz konusu uluslararası garantörlükler, askeri olarak henüz tam kontrol sağlayamadığı bir bölgede güvenlik dengesini kurmak adına stratejik bir öneme sahipti.

Zamanla, 1923'teki sözleşmenin öngördüğü silahsızlanma hedeflerinin gerçekleşmemesi ve Milletler Cemiyeti'nin bölgedeki güvenliği sağlama konusundaki yetersizliği, Türkiye'nin egemenlik haklarını kısıtlayan unsurların yeniden değerlendirilmesini zorunlu kıldı. 1923'ten 1936'ya kadar yürürlükte kalan Lozan Boğazlar Sözleşmesi, 6 Ağustos 1924 tarihinde tüm taraf ülkelerin onay süreçlerini tamamlamasıyla resmen yürürlüğe girmişti. Ancak 1936 yılına gelindiğinde, Türkiye'nin diplomatik girişimleri ve Balkan Antantı ile Sovyetler Birliği gibi devletlerin desteğiyle, Lozan'ın getirdiği kısıtlamalar yerini Montrö'nün sağladığı tam egemenlik hakkına bıraktı. Bu geçişle birlikte, Milletler Cemiyeti adına görev yapan Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun varlığına son verilmiş ve Boğazlar bölgesinin tahkim edilmesi Türkiye'nin yetkisine devredilmiştir. yüzyıldan beri süregelen uluslararası müdahale ve kısıtlama dönemi sona ermiş, Türkiye Cumhuriyeti Boğazlar üzerindeki tam denetimini uluslararası hukuk çerçevesinde tescil ettirmiştir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin imzalanması, Türkiye'nin dış politikasında çok taraflı diplomasiyi başarıyla kullanarak egemenlik haklarını pekiştirdiği bir dönüm noktasıdır. 1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin getirdiği kısıtlamalar, genç Türkiye Cumhuriyeti için başlangıçta bir güvenlik garantisi olarak görülse de, uluslararası konjonktürün değişmesiyle birlikte bu durum bir engel teşkil etmeye başlamıştı. Türkiye, bu talebini dile getirirken uluslararası hukuka uygun bir yol izleyerek, sözleşmenin diğer imzacı devletlerine diplomatik notalar gönderdi. Bu süreçte, İngiltere'nin Türkiye'nin taleplerini haklı bulması ve Balkan Antantı'nın desteği, Türkiye'nin elini güçlendiren kritik unsurlar oldu. Ayrıca, Türkiye'nin Sovyetler Birliği ile olan ikili ilişkileri ve saldırmazlık antlaşması, bölgedeki güç dengelerinin Türkiye lehine şekillenmesine katkı sağladı. Montrö'de toplanan konferans, yaklaşık iki ay süren yoğun müzakerelerin ardından, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini tanıyan ve bölgenin askerileştirilmesine olanak tanıyan yeni bir hukuki statü oluşturdu. Bu yeni düzenleme, sadece Türkiye'nin güvenliğini sağlamakla kalmadı, aynı zamanda Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerinin geçişini sınırlandırarak bölgenin istikrarına da hizmet etti. Sözleşmenin 1936'da yürürlüğe girmesiyle, 1923'ten beri devam eden Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun denetim yetkisi sona erdi ve Boğazlar bölgesinin savunma sorumluluğu tamamen Türk Hükûmeti'ne geçti. Bu durum, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarının uluslararası düzeyde tescil edilmesi anlamına geliyordu. Sözleşme, günümüzde de Karadeniz'in güvenliği ve uluslararası deniz trafiğinin düzenlenmesi açısından temel bir referans noktası olmaya devam etmektedir. Türkiye'nin, sözleşmenin uygulanmasındaki titiz tutumu ve geçiş rejimini uluslararası hukuk çerçevesinde yönetmesi, sözleşmenin uzun yıllar boyunca geçerliliğini korumasını sağlamıştır. 1956 yılında sözleşmenin süresinin dolmasıyla birlikte yapılan değişiklik girişimlerinin sonuçsuz kalması, metnin sağladığı dengenin taraflar nezdinde kabul gördüğünü ve hukuki bir istikrar oluşturduğunu göstermektedir. yüzyıldan itibaren büyük güçlerin rekabet alanı olan Boğazlar, Montrö ile birlikte Türkiye'nin egemenliği altında, uluslararası hukukun belirlediği kurallar çerçevesinde yönetilen bir su yolu statüsüne kavuşmuştur. Bu tarihsel süreç, Türkiye'nin dış politikada izlediği barışçıl ve kararlı tutumun, uluslararası arenada nasıl somut bir kazanıma dönüştüğünün en belirgin örneklerinden biridir.

Sözleşmenin imzalanmasıyla birlikte, Milletler Cemiyeti Sözleşme Serisi'ne kaydedilen bu yeni düzenleme, Türkiye'nin daha önce Sovyetler Birliği ile yaptığı saldırmazlık antlaşmasıyla uyumlu bir strateji izlediğini göstermiştir. Sözleşme, sivil uçakların geçişi için Türk Hükûmeti tarafından belirlenen hava yollarının kullanılmasını zorunlu kılarak, hava sahası üzerindeki denetimi de Türkiye'ye bırakmıştır. Bu kapsamda, Türkiye'nin Boğazlar bölgesindeki egemenliği, hem deniz trafiğinin yönetimi hem de bölgenin savunma ve tahkimat hakları açısından uluslararası hukuk nezdinde tam bir güvenceye kavuşmuştur.


Kaynak: Seninle Haber Tarih Araştırması · Türkçe Vikipedi

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sıradaki haber:

Anadolu’nun Kadim Liman Kenti: Efes’in Tarihsel Gelişimi

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.