48,0644$%0,11
56,1756€%0,14
65,6179£%0,08
7.163,07%0,78
4.640,26%0,80
%
Yerebatan Sarnıcı, Bizans İmparatorluğu döneminde İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak amacıyla 6. yüzyılda inşa edilmiş anıtsal bir yeraltı su deposudur. İmparator I. Justinianus hükümdarlığı sırasında, 526-527 yıllarında hayata geçirilen bu yapı, dönemin mühendislik becerisini yansıtan kapalı bir sarnıçtır. Tarihsel süreçte Ayasofya’nın güneybatısında, Milyon Taşı yakınlarında konumlanmış olması, yapının kentin idari ve kültürel merkezine olan yakınlığını göstermektedir.
Sarnıcın mimari planı, kayalık bir zemin üzerine inşa edilmiş, dikdörtgen bir şemaya sahiptir. Alman arkeolog Eckhard Unger tarafından I. Dünya Savaşı yıllarında kaydedilen ölçümlere göre yapı, 138 metreye 64,6 metre boyutlarındadır. Sarnıcın inşa sürecinde, bölgedeki Basilika Stoa adlı yapının avlusunda yürütülen kazı çalışmalarının ardından ana kaya seviyesine inilerek temel oluşturulmuştur. Depolama kapasitesi yaklaşık 100.000 ton su olarak tahmin edilmektedir. Yapı, tuğla örgülü tonozları taşıyan 336 mermer sütundan oluşur. Doğu-batı aksında 28, kuzey-güney aksında ise 12 sıralı sütun düzeni mevcuttur. Bu sütunların büyük bir kısmı devşirme malzeme olup Korint üslubundadır; ancak sarnıç için özel üretilmiş 98 adet sütun da bulunmaktadır.
Sarnıçtaki en özgün detaylardan biri, sütun kaidesi olarak kullanılan iki adet Medusa başıdır. Yunan mitolojisindeki Gorgon kardeşlerden biri olan Medusa'nın başlarının yapıya neden ve nasıl yerleştirildiği konusunda kesin bir kanıt olmamakla birlikte, çeşitli teoriler mevcuttur. Bu teoriler arasında başların koruyucu bir amaçla yerleştirilmiş olabileceği, antik dönem yapılarından kalan malzemenin devşirilerek kullanılmasının pratik bir tercih olduğu veya Hristiyanlığın pagan inanışlar üzerindeki hakimiyetini simgelediği gibi yaklaşımlar öne çıkmaktadır. Başların ters veya yan konumlandırılması, bu tartışmaları besleyen temel görsel unsurdur.
Osmanlı döneminde şehirdeki su dağıtım ağının bir parçası olarak kullanılmaya devam eden sarnıç, özellikle Sarayburnu ve Bahçe Kapısı çevrelerine su aktarmıştır. Osmanlıların kendi su tesislerini geliştirmesi ve mevcut yolları onarmasıyla birlikte işlevselliği kısmen değişmiştir. İsim kökeni, üzerinde bulunan bazilikaya ve halk arasında "Yerebatan Sarayı" olarak anılmasına dayanır. Bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Kültür A.Ş. tarafından müze ve etkinlik alanı olarak işletilen yapı, modern popüler kültürde de yer bulmuştur. Dan Brown'ın "Cehennem" romanı ve aynı adlı film uyarlaması, yapının tarihsel dokusunun küresel ölçekte tanınırlığını artırmıştır. Yerebatan Sarnıcı, bugün İstanbul'un Bizans döneminden kalan en önemli tarihsel ve mimari miraslarından biri olarak kabul edilmektedir.
Sarnıcın çevresindeki kentsel doku, tarih boyunca yapının önemini pekiştirmiştir. Yapı, üzerinde kurulan mahalle ve çevresindeki caddelerle bütünleşerek bölgenin fiziksel bir simgesi haline gelmiştir. Özellikle Cağaloğlu ile Divanyolu ve Ayasofya Meydanı arasındaki bağlantıyı sağlayan caddeye ismini vermesi, sarnıcın kentsel hafızadaki yerini belirginleştirmiştir. Ayrıca yapı, Binbirdirek ve Şerefiye sarnıçları ile Akhilleus ve Zeuksipposs hamamlarının bulunduğu bölgede yer alarak, Bizans döneminin yoğun su yapıları ağının bir parçası olma özelliğini korumaktadır. Günümüzde ise bu tarihi miras, hem müze işleviyle ziyaretçilerini ağırlamakta hem de çeşitli etkinliklere ev sahipliği yaparak kültürel bir merkez olarak varlığını sürdürmektedir.
Sarnıcın kuzeybatı kesiminde yer alan ve Sultan İkinci Abdülhamid döneminde kapatılan alan içerisinde kalan sütunlar, yapının günümüze ulaşan ancak ziyaretçiler tarafından doğrudan görülemeyen bölümlerini oluşturmaktadır. Bu durum, sarnıcın mimari bütünlüğünün tarihsel süreçte geçirdiği müdahalelerle nasıl şekillendiğini göstermektedir. Yapıya giriş, güneydoğu yönünde bulunan taş merdivenler aracılığıyla sağlanmaktadır. Sarnıç, sadece bir su deposu olmanın ötesinde, çevresindeki sadrazam ahırları ve mahalle dokusuyla da tarihsel bir etkileşim içindedir. Bu fiziksel varlık, yapının kentin idari ve sosyal yaşamındaki merkezi konumunu destekleyen bir unsur olarak öne çıkmaktadır.
Sarnıcın mimari yapısında dikkat çeken bir diğer detay, sütun sıraları arasındaki boşlukların kemerlerle birbirine bağlanması ve üzerlerinin tonozlarla kapatılmasıdır. Bu teknik uygulama, yapının geniş bir su depolama hacmine sahip olmasını sağlamıştır. Ayrıca, yapının kuzeybatı tarafında kalan ve geçmişte kapatılan alan, sarnıcın tarihsel süreçte geçirdiği fiziksel değişimlerin bir yansımasıdır. Günümüzde müze ve etkinlik mekanı olarak kullanılan bu tarihi yapı, İstanbul'un Bizans döneminden kalan su yapıları ağının önemli bir parçası olarak kültürel mirastaki yerini korumaktadır.
Sarnıcın su dağıtım merkezi olma işlevi, Osmanlı döneminde şehirde yeni su tesislerinin kurulması ve Bizans döneminden kalan eski suyollarının tamir edilmesiyle birlikte kısmen değişikliğe uğramıştır. Bu süreçte yapı, Sarayburnu ve Bahçe Kapısı civarına su ulaştıran bir merkez olarak hizmet vermeye devam etmiştir. Sarnıcın ismi, bölgedeki saraya, sadrazamın ahırlarına, mahalleye ve caddeye verilerek kentsel kimliğin bir parçası haline gelmiştir. Yapı, üzerinde oluşan mahalle dokusu ve çevresindeki yerleşimlerle bütünleşerek, tarihsel süreçte kentin fiziksel bir simgesi ve temsilcisi olma niteliğini sürdürmüştür.
Kaynak: Seninle Haber Tarih Araştırması · Türkçe Vikipedi
Tarihin Ticaret ve Kültür Ağı: İpek Yolu’nun Köklü Serüveni
1
Dünya Mirasını Koruma İlkeleri: Uluslararası İş Birliği Rehberi
2
İnsanlık Tarihinde Devrimsel Bir Buluş: Tekerleğin Gelişim Süreci ve Teknolojisi
3
Osmanlı Modernleşmesinin Simgesi: Dolmabahçe Sarayı
4
Mimar Sinan’ın Ustalık Eseri: Edirne Selimiye Camii
5
Kahvenin Tarihsel Gelişimi ve Küresel Yayılımı
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.