Dervişoğlu’ndan Seçim Çağrısı: İktidarımız İçin Hamle Zamanı Gelmiştir
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Türkiye’nin bir seçime ihtiyacı olduğunu belirterek “İYİ Parti’nin iktidar olabilmek için siyasi hamle yapma zamanı gelmiştir. Kimse, İYİ Parti'yi küçük ittifakların içinde anmasın. Biz, milletimizle ittifak yapma kararlılığı sergileyeceğiz” dedi. Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen süreç kapsamındaki statü tartışmalarına değinen Dervişoğlu, “İmralı adası, üzerinde Türk bayrağı dalgalanan bir toprak parçasıdır ve bizim egemenlik alanımızdır. Abdullah Öcalan da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış, bölücü bir vatan hainidir” şeklinde konuştu. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki okul saldırılarına da değinen Dervişoğlu, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in istifa etmesi gerektiğini ekledi.
Dervişoğlu, açıklamalarının ardından gazetecilerin gündeme dair sorularını yanıtladı.
“Türkiye’nin seçime ihtiyacı var”
İttifak tartışmaları sorulan Dervişoğlu, “Ortada bir seçim takvimi yok. İttifakları dayatan şey
aslında sistem. Sistemin getirdiği olumsuzluklara bağlı olarak, iş başında bulunan bu iktidardan
kurtulunabilmesi için halkın muhalefeti bir arada görme arzusu var. ‘Muhalefet bir arada olsun’
diyen bir kesim var. Bir de ‘Muhalefetin bir kesimi, bir arada olsun’ diyen bakış var. Bütün
bunları zamanı geldiğinde değerlendireceğiz. Ortada bir seçim takvimi yok. Ara seçim talepleri
de var. Bunun Anayasa’dan kaynaklandığı söyleniyor. Hukukçular buna farklı doktrinler
üretiyor. Evet, bu bir Anayasa emridir ama bu kararı verecek olan meclis olduğu için elbette ki
iktidarın inisiyatifinde bir takvimin belirlenmesi için onlara da bir avantaj sağlanıyor. Peki,
Türkiye’nin seçime ihtiyacı var mı? Evet, Türkiye’nin seçime ihtiyacı var. Çünkü halinden
memnun vatandaşa rastlanmıyor. Çiftçi halinden memnun değil, sanayici halinden memnun
değil, genç halinden memnun değil. Üniversite mezunları, atanamayan öğretmenler halinden
memnun değil. Esnaf halinden memnun değil. Türkiye, gayri memnunlar ülkesi durumunda. Bu
memnuniyetsizliğin kaynağı bu ülkeyi yönettiğini zannedenlerden kurtulmak için Türkiye’nin bir
seçime ihtiyacı olduğunu söyleyebilmek mümkün. ‘Siz kimlerle beraber olacaksınız?’ sorusu ise
oldukça erken bir soru. Türkiye'nin bütün bu olumsuzluklardan kurtulabilmesi için milleti
birleştirecek siyasi kurumlara ihtiyacı var. Her gittiğim yerde milliyetçileri nasıl birleştireceğim
soruluyor. Ben de her gittiğim yerde milleti nasıl birleştireceğimi anlatıyorum. Sağcısını
solcusuyla, Alevi’yi Sünni’yle, Türkmen'i Kürt’le birleştirmeden Türkiye’de arzulanan neticeyi
alamazsınız. Dolayısıyla İYİ Parti'nin hedefi milleti birleştirmek ve sadece bir muhalefet
enstrümanı olmak değil, iktidara talip olan bir parti görüntüsü sergilemektir. İzmir’den, kendi
memleketimden, kendi evimden söylüyorum. İYİ Parti’nin iktidar olabilmek için siyasi hamle
yapma zamanı gelmiştir. Dolayısıyla kimse İYİ Parti'yi küçük ittifakların içinde anmasın. Biz
milletimizle ittifak yapma kararlılığı sergileyeceğiz” dedi.
“Türkiye, ilkel insanların ihtiyacı sayılan barınma, beslenme ve güvenlik sorunuyla karşı
karşıya”
Maden işçilerinin eylemleri sorulan Dervişoğlu, “Bu ve benzer konularda siyasetin üzerimize
yüklediği sorumluluğun icaplarını yerine getiriyoruz. Hakkı ve hukuku gasp edilen, geleceği
karartılan insanların yanında parti olarak vaziyet alma görevini layıkıyla yerine getirmeye çaba
sarf ediyoruz. Oraya da partimizin belirlediği bir heyet gitti. Türkiye'nin birçok yerinde benzer
olaylar var. Yani bakın asıl mesele şu: Türkiye ilkel insanın ihtiyacı sayılan barınma, beslenme
ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya. Bu ilk çağda da böyleydi. 21. yüzyılda da şayet böyle
olacaksa, 21. yüzyılın Türkiye’sinde insanlar barınma, beslenme ve güvenlik konusunda kaygılar
yaşayacaksa Türkiye doğru yönetilmiyor demektir. O da sebep kimin nerede hakkı gasp
ediliyorsa biz oradayız. Hem milletvekillerimiz verdikleri önergeler ve kanun teklifleriyle
onların sesini dile getiriyorlar hem de biz yapmış olduğumuz ziyaretlerle benzer sorulara cevap
verirken kimin yanında bulunduğumuzu kamuoyuyla paylaşma imkanına sahip oluyoruz”
ifadesini kullandı.
“İzmir’in geleceğine kasteden bir uygulama var”
İzmir’deki “Meslek Fabrikası” gerilini sorulan Dervişoğlu, “Hem Ülkü Hanım hem de
milletvekilimiz üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdi. Hem de genel merkezden
görevlendirdiğimiz bir heyet oraya gitti. Orada yaşama geçirilmek istenen uygulamayı İzmir’in
geleceğine kasteden bir uygulama olarak değerlendiriyorum. Bu hukuksuzluğun, bu haksızlığın
İzmir’e yöneltilmiş bu saldırının İzmir halkı tarafından bertaraf edilmesi ve püskürtülmesinden
yanayım. İzmir halkı hak ve hukukunu korumak için üzerine düşen sorumluluğu yerine getiriyor.
Ancak iktidarın bir alışkanlığı. Bu da tek adamlıktan kaynaklı bir durum. Sarayda nasıl bir tek
adam varsa onun görevlendirdiği alanlardaki insanlar da kendilerini tek adam statüsüne
koyuyorlar ve yetkililerini abartılı bir biçimde kullanıyorlar. Bu son derece kötü bir şey. Netice
itibariyle demokrasinin, insan haklarının, kişi hak ve hürriyetlerinin, kamu vicdanının bir karar
alınırken tatmin edilmesi icap ettiğini görmek lazım. Bu yanlışlığın düzeltilmesi gerektiği
hususunda yetkilileri uyarıyorum” şeklinde konuştu.
“İmralı adası, üzerinde Türk bayrağı dalgalanan bir topraktır”
Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen sürecin tıkandığı yönündeki yorumlar hatırlatılan Dervişoğlu,
“Bu sürecin nereye evrileceğini en başından söyledim. İYİ Parti’nin bu konuyla alakalı duruşu
da kamuoyunun malumu. Bir komisyon kurulmuştur. O komisyon Türkiye’de yaşayan hiç
kimsenin sorununa çare olabilecek bir çalışmanın içerisine girmemiştir. O komisyonda ne eşitlik
arayışı ne adalet arayışı ne insan hakları ne de vatandaşlık hakları… Bunların hiçbiri
tartışılmıştır. O komisyon terörist başıyla, teröristlerin haklarının konuşulduğu bir komisyondur.
Biz milletin hakkının konuşulmasının gerekli olduğunu savunan bir siyasi partiyiz. Bu
görevimizi layıkıyla yerine getirmeye çaba sarf ediyoruz. Abdullah Öcalan’ın bir statü arayışı
içerisinde olduğu herkesin malumu. İktidarın ortağı olan siyasi partinin genel başkanı da o
statünün ne olacağına dair birtakım beyanlarda bulundu. Ben gittiğim her yerde Abdullah
Öcalan’ın hem bulunduğu yerin hem de kendisinin statüsünü tarif ediyorum. İmralı adası,
üzerinde Türk bayrağı dalgalanan bir toprak parçasıdır ve bizim egemenlik alanımızdır.
Abdullah Öcalan da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış bölücü bir vatan hainidir
Eğer onu başka bir tanıma ve statüye kavuşturmak isteyenler varsa, gelsinler asıl niyetlerinin ne
olduğunu söylesinler. Türkiye'nin değerlerini tartışmaya açmak için Türkiye’nin tartışılmazlarını
tartışma masasına yatırmak için bir korsan komisyon ihdas ettiler. Şimdi de komisyon raporuna
bağlı yasal düzenlemelerin yaşama geçirilmesinden bahsediyorlar. Bu komisyonun öyle bir
görevi yok. Bu komisyon tavsiyeden öte bir şey ifade edemez. Komisyon zaten korsandır.
Uzlaşma komisyonu değildir. Toplantı ve karar nisapları bizzat Numan Kurtuluş tarafından
belirlenmiştir. Ayrıca Numan Kurtulmuş komisyon raporunu alıp kendine havale etmiştir. Yani
kendine mektup yazman gibi bir durumdur. Numan Bey kendisine istediği mektubu yazabilir
ama o korsan komisyonun kararları herhangi bir dayatmanın muhatabı olmaz. Türkiye'de
birtakım yasal düzenlemelere ihtiyaç varsa Türkiye Büyük Millet Meclisi görevinin başındadır.
Bir bölücü vatan haininin yol göstericiliği ile tanzim edilmiş sürecin, Türk milletinin geleceğine
zarar verecek bir biçimde sürdürülmesine izin vermeyeceğimizi en başında söyledik. Bugün de
bunu tekrarlamış olmaktan kendi memleketimde mutluluk duyuyorum” dedi.
“Vatandaşlar kendilerini iktidara da ana muhalefete da mahkûm hissetmiyor”
İzmir’deki yerel yönetim çalışmaları sorulan Dervişoğlu, “Her yerde olduğu gibi eleştiriye açık
bir alan olarak görüyorum. Bir hizmet eksikliği ve yetersizliği söz konusu olursa bu durum tabii
ki eleştirilir ama Türkiye’de yapılan birtakım soruşturma, kovuşturma ve yargılamaların hukuki
gerekçeleri aşarak, siyasi amaçları hedeflediğine dair de ciddi kaygılar var. Bu sadece İzmir’de
yaşanan bir durum değil. İzmir halkı yerel yönetimlerin hizmetlerinden memnun değilse
yönetimlerde iktidar olan partiyi cezalandırır. Şayet Türkiye'nin genel yönetiminden şikayetçi ise
de iktidarda bulunan AK Parti ve MHP’yi cezalandırır” ifadesini kullandı.
İzmir’in AK Parti ile CHP arasında sıkıştığının söylenmesi ve “Siz hakem olarak ortaya çıkıp
‘Gerçek futbol oynanmalı’ diyecek misiniz?” sorusu üzerine Dervişoğlu, “Ben ne zaman hakem
olacağım? Bu ülkeyi yönettiğim zaman; kimin, hangi kötülüğü yaptığının hesabını soracağım.
Buna hakemlik mi dersin, hakimlik mi dersin zamanı gelince ortaya çıkar. Ama ben hiçbir
davanın ne hakimiyim ne savcısıyım ne de avukatıyım. Bunun da bilinmesini istiyorum. Ben
vatandaşın avukatıyım. Muhalefet partisinin görevi de budur” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin her yerinde çift kutup olduğunu savunan Dervişoğlu, “Siyaseti kutuplaştırarak bu
durumda rant devşirmeye çalışan bir anlayış hâkim oldu. İYİ Parti’nin misyonu da zaten iki
kutuplu siyasete zorlanan Türkiye’de yeni bir nefes olmayı becerebilmektir. Görülüyor ve
anlaşılıyor ki; bu görevimizi layıkıyla yerine getirdik. Vatandaşlar ne iktidara ne de ana
muhalefete kendini mecbur ve mahkûm hissetmiyor. Bunu İzmir özelinde söylüyorum. Çünkü
ben İzmir’in bir demokrasi yeri olduğunu biliyorum. Adaletin, hürriyetin, eşitliğin arandığı ve
herkesin kalbiyle karar verdiği bir yer olarak görüyorum. Dolayısıyla dünya sıkışsa İzmir’i iki
kutup arasında sıkıştıramazsınız. Su akar yolunu bulur. İzmir de bir sudur ve inşallah sel
olacaktır” değerlendirmesini yaptı.
Dervişoğlu, “Türkiye, İzmir’den cevap vermeye başlayacaktır. İzmirlinin elinde dalgalandırdığı
da İYİ Parti’nin güneşi olacaktır” diye ekledi.
Bakan Tekin’e istifa çağrısı
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki okul saldırıları üzerinden Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e
yapılan istifa çağrıları hatırlatılan Dervişoğlu, “Çocuklarımızı bekleyen ciddi bir geleceksizlik
tehlikesi söz konusu. Meseleye bu pencereden baktığınızda işin ucu Milli Eğitim Bakanlığına
dayanır ama bu sadece görevdeki bakanı kapsamaz. Bildiğim ve hatırladığım kadarıyla iktidarın
dokuzuncu bakanı. İktidarın bir milli eğitim politikası olmadığı için her gelen bakan, kendi karar
ve düşüncelerini milli eğitim politikası olarak dayak atmıştır. Bütün bu yaşananlar bunun
sonucudur. Milli Eğitim Bakanı’nın bütün bu yaşananlar karşısında kayıtsız kalmaması gerektiği
hususunda da bir toplumsal kanaat oluşmuştur. ‘Bu durum dünyanın neresinde olur da bakan
istifa etmez’ diye bir soru sormamız gerekir. Okullarımızda bunlar yaşanıyorsa demek ki
birtakım yanlış uygulamalar, bu felaketleri beraberinde getiriyor. Diğer siyasiler gibi ben de
Milli Eğitim Bakanı’nın zaman kaybetmeden istifa etmesinden yana bir tavrı rahatlıkla ifade
edebilir.