YENİ Parti’den 5 Milyon Emekli ve 12 Milyon İşsiz Alarmı: Bunun İçin Mi O Koltuklarda Oturuyorsunuz?
YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, partinin kuruluşunun ardından TBMM Genel Kurulu'ndaki ilk yasama haftasında gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Lozan Antlaşması'nın 103. yıl dönümünde kurulan YENİ Parti'nin ilke ve devrimlere bağlılığını vurgulayan Günaydın; asgari ücret, işsizlik, gıda enflasyonu ve eğitim sistemindeki sorunlar üzerinden iktidarı sert sözlerle eleştirdi.
Gökhan Günaydın: Kurucu 91 milletvekili arkadaşımla beraber kurmuş bulunduğumuz YENİ Parti'nin Grup Başkanvekili olarak ilk yasama haftasında topluma ve milletimize hitap etmenin heyecanını yaşıyorum. YENİ Parti büyük bir yenilikle ve heyecanla Türkiye'de milletimizin dertlerine derman olmaya geliyor. Öncelikle bunu ifade edeyim. 24 Temmuz 2026 tarihinde kurduk YENİ Parti'yi. Yani Lozan'ın 103. kuruluş yıl dönümünde kurduk. Mustafa Kemal Atatürk'ün, Gazi'nin izlediği yolu izleyerek kurduk. Önce Hacı Bayram Veli Camii'ne gittik. Oradan 1. Meclis'e yürüdük. Oradan Anadolu Kulübü'ne geçtik ve milletin kurduğu partiyi yasallaştırdık. Evet, artık Türkiye'de siyasi tarihimizde yeni bir parti var. Ancak bu parti müktesebatı itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş, ilke ve devrimlerine sıkı sıkıya bağlıdır.
103 yıl evvel Lozan Antlaşması imzalandı. Ancak Lozan'ı anlayabilmek için önce Sevr'i, Kurtuluş Savaşı'nı, İzmir İktisat Kongresi'ni ve arkasından Lozan'ı çok iyi bilmek gerekir. Üzülerek söylüyorum ki Lozan'ın üzerinden 103. yıl dönümünde yalnızca 4 gün geçti ve ilk kez ben burada bir grup başkanvekili olarak Lozan'ı dile getiriyorum. Neydi Lozan? Evet söyleyelim: Osmanlı bir emperyal hevesle Dünya Savaşı'na sokulduğunda, köylülerin kanları dört bir tarafa adeta emperyal heveslerle döküldüğünde geride bir şey kalmamıştı ve bununla da yetinilmedi. Damat Ferit başkanlığındaki İstanbul hükümeti Sevr Antlaşması'nı imzaladı. Tarih 1920. Ordular dağıtılmıştı. Adeta iktisadi, siyasi tüm bağımsızlık elimizden alınmıştı ve orada bir Kurtuluş Savaşı başlatıldı. Kürt'üyle, Türk'üyle, Laz'ıyla, Çerkes'iyle bu memleketi oluşturan 13 milyon insan bütün olanaklarını seferber ederek bir Kurtuluş Savaşı başlattı. O Kurtuluş Savaşı memleketi düşmandan temizledi. Arkasından Lozan'a davet edildi. İsmet Paşa önderliğinde oraya gidildi ve 2,5 ay sonrasında emperyal devletlerin bu tavizleri vermeye yanaşmaması, kapitülasyonları kaldırmayı istememesi ve işgal ettiği topraklardan çekilmeyi reddetmesi üzerine 2,5 ay sonra kesildi o görüşmeler.
Heyet Ankara'ya geri döndü ve bakın iradeye bakın ki 10 gün sonra İzmir İktisat Kongresi toplandı. Bu kongrede Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda tarım nasıl idare edilecektir, ticarette ne yapılacaktır, sanayide ne yapılacaktır; bunların tamamının adeta dünyaya meydan okuması gerçekleştirildi. Ve hemen arkasından yeniden toplanan Lozan Görüşmeleri sonucunda imzalanan antlaşmada kapitülasyonlar kaldırıldı, Türkiye'nin sınırları belirlendi ve hep beraber kurduğumuz Cumhuriyeti 13 milyonla birlikte, hep birlikte ilan ettik. İşte bugün de o hep birlikte olmanın heyecanını yaşıyoruz. Hep birlikte olmanın heyecanını yaşamak ne demek? Üzerinden 103 yıl geçmiş; bu memlekette barış içinde yaşamak demek, bu memlekette demokrasi içinde, refah içinde yaşamak demek.
Peki karşı karşıya bulunduğumuz tablo nedir? Bakın var olanı tekrar etmekten çoktan vazgeçtik. Sadece birkaç saptama: Görece yoksulluğun 17 milyon 361 bin kişiyi etkilediğini söylüyor TÜİK. TÜİK her zamanki gibi yalan söylüyor. Çünkü bu memlekette 10 milyon insan asgari ücret alıyor. 28.000 TL asgari ücrete mahkûm 10 milyon insan var. Ve biz biliyoruz ki açlık sınırı 35.000 TL. Yani 10 milyon insan açlık sınırının altında ve siz onlara diyorsunuz ki yılbaşından yıl sonuna kadar böyle devam edeceksiniz, size 5 kuruş para vermeyeceğiz. Bununla da yetinmiyorsunuz; diyorsunuz ki asgari ücret Türkiye genelinde çok pahalı, bölgesel asgari ücret bulalım, bazı bölgelerde sömürüyü daha da derinleştirelim, insanlar 28.000 lira da alamasınlar. İşte ortaya koyduğunuz vizyon bundan ibarettir: Sömürüyü derinleştirmekten.
En düşük emekli aylığı alan 5 milyon insan var. 20.000 liradan 23.552 liraya yükselttiniz, öyle mi? Bunun için mi açık tutuyorsunuz bu Meclis'i? Bunun için mi bu turuncu koltuklarda oturuyorsunuz? İşsiz sayısı 12 milyon arkadaşlar, 12 milyon. Türkiye'nin en klasik sektörü olan tekstili bu memlekette tutamadınız. Tekstil Mısır'a kaçtı. Mısır'a giden insanlar ürettiğine, üreteceğine bin pişman oldular. Yoksulluk almış başını gidiyor. Dünyada tarımın başladığı topraklar bütün tarım ürünlerinde dışarıya net bağımlı. Çiftçinin yaşı 58, çiftçi iflas ediyor. Gıda enflasyonunda memleketi dünyanın 5. ülkesi haline getirdiniz. Mutfakta çorba kaynamıyor. Peki bütün bunlara karşılık ne yapıyorsunuz? 2 trilyon 740 milyar TL'yi gözünüzü kırpmadan faize veriyorsunuz.
Eğitim ortadan kalkmış. LGS sonuçları gösteriyor ki çocuklar matematik, fen ve Türkçe okuryazarlığında bütün OECD ülkelerinin en arkasına gerilemişler. Milli Eğitim Bakanı olarak oraya oturttuğunuz adamın ideolojiden başka, Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihine adeta küfretmeye kadar varan hakaretlerinden başka yapabildiği hiçbir şey yok. Üstelik bundan da gurur duyuyor.
Arkadaşlar bugün gazetede diyor ki adam: "Aylık gelirim 3 milyon lira. Benden internetten sipariş alıyorlar ya da sipariş gelirse adam öldürüyorum. Ayda 3 milyon lira para kazanıyorum" diyor. Çetelere bu memleketi mahkûm ettiniz. 305 bin kapasitesi olan cezaevlerine 420 bin insanı tıktınız. İçeriye koyduğunuz adamlara yatacak yatak bile veremiyorsunuz. Bunları artırmak mümkün. Bakın bunlar bu memleketin kaderi değildir. Bu Meclis'te birbirimize bağıra bağıra siyaset yaparak bir adım atamadık. Şimdi artık çözüm zamanı. Burada asla çözüm üretemeyeceğiniz yasa maddeleriyle bizleri oyalamaktan vazgeçin. Hadi hep beraber sahaya çıkalım. Vatandaş sizi bekliyor sahada. Kimisinin yakasına yapışmak için, kimisinin de sırtını sıvazlamak için vatandaş sahada bekliyor. Şunu söyleyeyim: YENİ Parti olarak sahaya çıkacağız. Kim bizimle beraber?