Ozan Ünal, Bellek ve Algıyı Heykelle Sorguluyor: “Gerçeğin İnşası” Final Sergisi Açılıyor
Çağdaş sanatçı Ozan Ünal, dört yıllık projesi “Gerçeğin İnşası” serisini, hafıza ve algı kavramlarını sorguladığı “Rüya Hissi Süsler, Hafıza Anıyı” adlı sergisiyle tamamlıyor. Sert malzemelerle ürettiği 35 heykeli ve sanatsal üretim sürecini belgeleyen çalışmalarıyla Ozan Ünal, 21 Ekim – 9 Kasım 2025 tarihleri arasında Hüsrev Kethüda Hamamı’nda izleyicilerle buluşacak.
Çağdaş sanatın önde gelen isimlerinden Ozan Ünal, dört yıl boyunca üzerinde çalıştığı ve sanat çevrelerinin yakından takip ettiği “Gerçeğin İnşası” adlı heykel serisinin son bölümünü sanatseverlerle buluşturuyor. Serinin final sergisi olan “Rüya Hissi Süsler, Hafıza Anıyı”, 21 Ekim – 9 Kasım 2025 tarihleri arasında tarihi Hüsrev Kethüda Hamamı’nda ziyarete açılıyor.
Hafıza ve Algı Kavramlarına Derin Bir Bakış
Ünal, ilk iki sergisi “Bir Varlık Bir Yokluk” ve “Rüya Anıdan Sayılır mı?” ile varoluş, bellek ve algı gibi derin konuları işledikten sonra, bu final sergisinde konunun en yoğun noktasına ulaşıyor. Sanatçı, heykelleri aracılığıyla gerçeğin inşasına olan güvenilmez etkisiyle “hafıza” ve bir enstrüman olarak “algı” kavramlarını sorguluyor.
Sergide, kişisel hafıza ile toplumsal belleğin kesişimlerini irdeleyen Ünal, eserlerinde kullandığı çelik, paslanmaz çelik, beton ve bronz gibi sert malzemelerle, insan zihninin kırılganlığı ve hayallerin gerçekliğe dönüşme ihtimali arasında çarpıcı bir tezat yaratıyor. Ziyaretçiler, serginin tarihi mekânla kurduğu ilişki sayesinde yalnızca görsel değil, aynı zamanda duygusal bir yolculuğa da davet ediliyor.
“Bu Sergiyi Yaparken Tarihimi Yeniden Yazdım”
Sergi, 35 heykelin yanı sıra sanatçının yaratım sürecini belgeleyen 300 edisyonluk bir “eskiz defteri” ve sanatçının anlatılarından oluşan “doküman” adlı bir video çalışmasını da içeriyor. Ünal, eserlerinin oluşum sürecini şu sözlerle anlatıyor: “Hatırladıklarımın hiç de hatırladığım gibi olmadığını hatırladım bir gün... Bu sergiyi yaparken tarihimi yeniden yazdım; demirle, betonla.” Sanatçı, her bir heykelin kendisi için eski bir fotoğraf ya da unutulmuş bir mektup gibi olduğunu dile getirerek, hafızayı somut bir biçimde yeniden inşa etme çabasını vurguluyor.