Gölge Savaştan Doğrudan Çatışmaya: İsrail-İran Gerilimi Nasıl Tırmandı?
İsrail ve İran arasındaki gerilim, 1979 İslam Devrimi ile başlayan düşmanlık, İran'ın nükleer programı, Hizbullah ve Hamas gibi vekalet güçleri üzerinden sürdürülen çatışmalarla tırmandı. Şam'daki konsolosluk saldırısı ve karşılıklı misillemeler, doğrudan çatışmayı tetikledi.
Dün yaşanan doğrudan İsrail-İran saldırılarıyla Orta Doğu'da yeni bir sayfa açılırken, bu çatışmanın kökleri sadece son aylara değil, yarım asra yakın bir tarihsel sürece dayanıyor. Bir zamanların bölgesel müttefikleri olan bu iki devletin, günümüzdeki ölümcül düşmanlığına dönüşüm serüveni, stratejik çıkarlar, ideolojik farklılıklar ve nükleer endişelerle örülü karmaşık bir hikâyeye sahip.
İlk Kıvılcımlar: 1979 Devrimi ve Stratejik Kutuplaşma
1979 İran İslam Devrimi öncesinde, Şah döneminde, İran ve İsrail arasında gizli de olsa güçlü bir iş birliği vardı. İsrail, bölgedeki Arap milliyetçiliğine karşı bir müttefik bulurken, İran da Sovyetler Birliği tehdidine karşı Batı yanlısı bir denge unsuru arıyordu. Ancak 1979'da Ayetullah Humeyni liderliğindeki devrim, bu dengeyi altüst etti. Yeni İslami rejim, İsrail'i "Siyonist düşman" ve "Batı emperyalizminin uzantısı" olarak ilan etti. İsrail'in tanınması iptal edildi, diplomatik misyonu kapatıldı ve yerine Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) temsilciliği açıldı. Bu, sadece diplomatik bir kopuş değil, aynı zamanda bölgesel jeopolitikte ideolojik bir fay hattının oluşması anlamına geliyordu.
Nükleer Gölge ve Karşılıklı Güvenlik Paradoksu
2000'li yılların başından itibaren İran'ın nükleer programı, İsrail için varoluşsal bir tehdit algısı yarattı. İsrail, İran'ın nükleer silah elde etmesini "kırmızı çizgi" olarak tanımlarken, İran programının barışçıl amaçlı olduğunu ve uluslararası denetime açık olduğunu savundu. Bu dönemde İsrail, İran'ın nükleer bilim adamlarına yönelik suikastlar, siber saldırılar (Stuxnet virüsü gibi) ve sabotaj eylemleri düzenlediği iddialarıyla sıkça gündeme geldi. İran da bu saldırıların ardında İsrail'in olduğunu belirtti ve misilleme hakkını saklı tuttuğunu açıkladı. Nükleer program, iki ülke arasındaki güvensizliği ve askeri yığınağı körükleyen en büyük unsur haline geldi.
"Direnç Ekseni" ve Vekalet Savaşları Çağı
İran, 1980'lerden itibaren "Direnç Ekseni" adını verdiği bir bölgesel müttefikler ve vekâlet güçleri ağı kurdu. Bu ağ, İsrail'e karşı stratejik bir derinlik ve asimetrik bir tehdit oluşturmayı amaçlıyordu. Bu ağın en belirgin unsurları şunlardır:
- Hizbullah (Lübnan): İran'ın finansal, askeri ve ideolojik desteğiyle kurulan Hizbullah, Lübnan'ın en güçlü siyasi ve askeri aktörlerinden biri haline geldi. İsrail'in kuzey sınırında doğrudan bir tehdit oluşturan Hizbullah ile İsrail arasında 2006'da büyük bir savaş yaşandı ve sonrasında da sık sık karşılıklı çatışmalar devam etti.
- Hamas ve Filistinli Gruplar (Gazze): İran, Gazze Şeridi'ndeki Hamas ve İslami Cihad gibi Filistinli grupları da destekleyerek İsrail'e karşı Filistin direnişine katkıda bulundu. Bu destek, İsrail-Filistin çatışmalarının şiddetlenmesinde İran'ın rolünü pekiştirdi.
- Suriye: Suriye iç savaşı, İran'ın bölgedeki etkisini pekiştirmesi için önemli bir zemin sundu. İran, Esad rejimini destekleyerek Suriye'de askeri varlık gösterdi ve Hizbullah ile Irak'tan gelen Şii milisleri Suriye topraklarında konuşlandırdı. İsrail, İran'ın Suriye'deki askeri üslerine ve silah transferlerine sık sık hava saldırıları düzenleyerek bu yayılmayı engellemeye çalıştı.
- Haşdi Şabi (Irak) ve Husiler (Yemen): İran'ın Irak ve Yemen'deki desteklediği milis gruplar da dolaylı olarak İsrail'e karşı tehdit unsuru oluşturdu, özellikle Kızıldeniz'deki Husilerin son saldırılarıyla.
Doğrudan Yüzleşmeye Giden Son Dönemeç
Gölge savaşın doğrudan çatışmaya dönüşmesinde son dönemeçler, son aylarda hızla yaşandı:
- Şam Konsolosluk Saldırısı (1 Nisan 2024): İsrail'in Suriye'nin başkenti Şam'daki İran konsolosluk binasına düzenlediği hava saldırısı, iki üst düzey İran Devrim Muhafızları komutanının ve diğer askeri yetkililerin hayatını kaybetmesine neden oldu. İran, bu saldırıyı kendi topraklarına yapılmış bir saldırı olarak kabul etti ve misilleme sözü verdi. Bu saldırı, diplomatik misyon dokunulmazlığının ihlali olarak büyük bir uluslararası tepki çekti.
- İran'ın Misillemesi (13 Nisan 2024): Şam saldırısına karşılık olarak İran, İsrail'e yüzlerce insansız hava aracı ve balistik füzelerle doğrudan saldırı düzenledi. Bu, İran'ın İsrail'e kendi topraklarından ilk doğrudan saldırısıydı ve Ortadoğu'daki gerilimi daha önce hiç olmadığı kadar tırmandırdı.
- İsrail'in Misillemesi (13 Haziran 2025): İran'ın bu saldırısına misilleme olarak İsrail, "Yükselen Aslan" adlı geniş çaplı bir hava harekatı başlattı. Bu saldırıda İran'ın askeri tesisleri ve özellikle nükleer programıyla bağlantılı olduğu iddia edilen hedefler vuruldu. İran'dan da aynı gün karşılık gelmesi, gerilimin sarmal bir şekilde tırmandığını ve iki ülkenin artık gölge savaşı bir kenara bırakarak doğrudan bir çatışmaya girdiği endişelerini doğurdu.
Bu gelişmeler, Orta Doğu'nun kırılgan dengesini altüst ederken, küresel güçlerin de bölgeye müdahale riskini artırıyor. Nükleer gerilim, vekalet savaşları ve karşılıklı saldırılarla beslenen bu düşmanlık, dünyanın en hassas bölgelerinden birinde belirsiz ve tehlikeli bir geleceğin kapılarını aralıyor.
Dün ise İsrail'in "Yükselen Aslan" kod adlı kapsamlı hava harekâtıyla İran'ın askeri ve nükleer altyapısını hedef alması, İran'dan da aynı şekilde misilleme gelmesi, iki ülke arasındaki vekâlet savaşının açık, doğrudan bir çatışmaya dönüştüğünü gösterdi. Dünya, bu gelişmelerin Orta Doğu'da ve küresel çapta yaratacağı sonuçları endişeyle izliyor.