Eğitim ve Sağlıkta Alarm! Taşcıer’den Hükümete Acil Çözüm Çağrısı!

Benzer Videolar

Eğitim ve Sağlıkta Alarm! Taşcıer’den Hükümete Acil Çözüm Çağrısı!

Soma’dan bugüne, her iş cinayetinde yargının değil, iktidarın konuştuğu; adaletin değil, çıkar ilişkilerinin hüküm kurduğu bir tabloyla karşı karşıyayız. 11 yılda 15 bin 600 kişi, iş cinayetinde hayatını kaybetti. Başka bir ifadeyle Türkiye’de Soma’nın üzerine 52 Soma daha yaşandı ama tablo değişmedi. 2018’dan bugüne, yani tek adam rejiminin iş cinayetleri yüzde 61, ölümler ise yüzde 71 oranında artırdığını görüyoruz.

Eğitim ve Sağlıkta Alarm! Taşcıer'den Hükümete Acil Çözüm Çağrısı!, CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, “13 Mayıs 2014’te Soma’da meydana gelen en büyük iş cinayetinin üzerinden 11 yıl geçti. Hayatını kaybeden 301 madenciyi saygı ve rahmetle anıyorum. Ne yazık ki bu katliam göz göre göre işlendi. 29 Nisan 2014 tarihinde, Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel Meclis kürsüsünden uyarmış ve ‘Soma’da maden ocaklarında sürekli patlamalar oluyor. O patlamalarda işçilerimizi kaybediyoruz. Sonuç: Yeni patlama, yeni ölümler’ demişti. Soma’daki ihmallerin araştırılması için verdiğimiz önerge, AKP’nin parmak çoğunluğuyla reddedilmişti. Tam 20 gün sonra Cumhuriyet tarihimizin en büyük iş cinayet cinayetini yaşadık. Ne var ki aradan geçen 11 yılda, bu büyük katliamın üzerindeki sis perdesi hâlâ kaldırılmadı.

Davanın her aşamasında yargıya müdahale edildi. Failler siyasi irade tarafından alenen korunup kollandı. Göstermelik cezalar vicdanları yaraladı. Yakınlarını kaybedenler tekrar tekrar mağdur edildi. Adaleti sağlamakla yükümlü olanlar, ölenin değil de öldürenin yanında saf tutmayı alışkanlık haline getirerek kurumsallaşmış bir cezasızlık rejimi inşa ettiler. Soma Maden Faciası ve sonrasında yaşanan gelişmeler, AK Parti iktidarının turnusol kâğıdıdır. Soma’da 301 madencinin cansız bedenine 96 saat sonra ulaşabildi. Sanık kamu görevlilerinin yargılanması 99 bin 360 saatte tamamlanabildi. Ve neticede yitip giden her bir can karşılığında kamu görevlilerine 12’şer saat hapis cezası verildi.

AKP, geride kalan 23 yılda emeği maliyet unsuru olarak gören çarpık bakış açısını kurumsallaştırmıştır. ‘İş sağlığı ve güvenliği’ diyerek işçiyi görünmez kılan, sorumluluğu anonimleştiren bir anlayışla baştan yanlış tanı koymuştur. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, AKP iktidarının çalışma hayatına bakışını net bir şekilde yansıtan, yanlış ve piyasacı bir adımdır. Bu yasayla iktidar, emekçiyi koruma görevini özel sektöre devretmiş; işçi sağlığı ve güvenliği piyasalaştırılmış; kamusal denetim tasfiye edilmiştir. Emekçiyi korumakla yükümlü olması gereken devlet, bu düzenlemeyle sorumluluktan kaçmış; işverenlerin alması gereken önlemler, ‘hizmet alımı’ kılıfıyla ticarileştirilmiştir. Böylece işçi sağlığı bir hak değil, satın alınabilir bir maliyet kalemi haline getirilmiş; iş kazaları ve meslek hastalıkları önlenecek bir risk değil, yönetilecek zarar olarak görülmüştür. Sonuçta işçi sağlığı bir hak olmaktan çıkarılmış, satın alınan bir hizmete indirgenmiştir. Oysa mesele iş değil, doğrudan işçinin sağlığıdır. Asıl olan işçi güvenliğidir. Çünkü tehlike altında olan makine değil, alın teriyle geçinen emekçidir.

AKP iktidarı, işçi sağlığı ve güvenliği gibi doğrudan yaşam hakkını ilgilendiren alanda sendikaları, meslek örgütlerini ve odaları sistematik bir biçimde sürecin dışına itmiş; kamusal denetimin içini boşaltmıştır. 2005 yılında kurulan ve kamusal denetimin en üst kurumsal yapısı olan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi, bugün fiilen işlevsizdir. Bilimi, örgütlü emeği ve meslek etiklerini dışlayan AKP, piyasacı ve güvencesizliğe dayalı bir sistem inşa etmiştir. İş sağlığı ve güvenliği uzmanlığı, mevcut yapıda denetim mekanizmasının önemli bir bileşenidir. Ne var ki devlet, bu alandaki asli sorumluluğunu terk etmiş, denetim görevini taşerona havale etmiştir. Bugün iş güvenliği uzmanları özel firmalara bağlı, güvencesiz ve etkisiz bir pozisyona itilmiştir. İş güvenliği uzmanlığı, bir kamu hizmeti olması gerekirken adeta danışmanlık hizmeti gibi metalaştırılmıştır. Ücretleri, çalıştıkları işyeri tarafından ödenen uzmanlardan aynı işyerinin eksiklerini raporlaması beklenmektedir. Üstelik bu uzmanlar, işveren baskısına maruz kaldıkları gibi, meydana gelen iş kazalarında da cezai sorumlulukla karşı karşıya bırakılmaktadır. Bu çelişki, iş cinayetlerine davetiye çıkaran başlı başına bir sistem krizidir.