DEVA PARTİSİ TBMM GRUP TOPLANTISI 21 Mayıs 2025 Emekli ve Asgari Ücret Açıklaması!
Biz milletin yanında, milletin arasındayız. Ben buradan, Eyüpsultan’daki o anneye; tekstil atölyesindeki kardeşlerime söz veriyorum: Anadolu’nun, Trakya’nın dört bir yanında evladı için gözyaşı döken, dağılmaya yüz tutmuş ailesi için feryat eden tüm annelere babalara söz veriyorum:
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol grubunda yaptığı konuşmada, iktidara sert eleştirilerde bulundu. Yoksulluk, yüksek enflasyon, gençlerin istihdam sorunu, gıda güvenliği ve PKK’nın fesih sürecini değerlendiren Babacan, şunları söyledi: “Bugün ülkemizin artık gelip orta yerine oturmuş çok önemli bir sorundan bahsederek sözlerime başlamak istiyorum. Çünkü birkaç gün önce Eyüsultan’da rastladığım bir hanımefendiye, bir anneye söz verdim. ‘Ben bu sorunu dilimden düşürmeyeceğim’ dedim.
Bir anne arkadaşlar; gözlemecide çalışan, alnının teriyle geçimini sağlayan bir anne. Kazandığı parayı çoluk çocuğuna harcayan; helalinden para kazanmak için mücadele veren bir anne. Geldi, dert yandı, ‘Bu sanal kumar var ya, bu sanal kumar’ dedi. Biliyorsunuz, sanal kumarın tepesindekiler, yarınlarından ümidi kalmamış gençlerin banka hesaplarını, para karşılığı kullanarak işlem yapıyorlar. 18 yaş üzerindeki öğrencilere diyorlar ki ‘Sen git banka hesabını aç, şifresini bana ver, gerisine karışma.’ Sonuç ortada: Hapse giren bir evlat, üzüntüden perişan bir anne.”
“Biz milletin yanında, milletin arasındayız. Ben buradan, Eyüpsultan’daki o anneye; tekstil atölyesindeki kardeşlerime söz veriyorum: Anadolu’nun, Trakya’nın dört bir yanında evladı için gözyaşı döken, dağılmaya yüz tutmuş ailesi için feryat eden tüm annelere babalara söz veriyorum: Biz, bu sanal kumar denen kangrenli kolu ülkeden kesip atacağız. Üzerine basarak söylüyorum. Eyüpsultan’daki anne için, bu ülkedeki tüm anneler için buradan söz veriyorum: Biz bu bahsi kapatacağız. Biz bu bahsi kapatacağız… Ülkeyi bu sanal kumar denen bataklıktan kurtaracağız.”
“Haberlerde görmüşsünüzdür: Sağlık Bakanlığı rutin kontrollere başlamış... Hepimiz izledik, sokaklarda kilolu vatandaşlarımızı tespit etmeye başlamışlar. Hatta gençler hemen sazı eline almış; ‘Aman ileride çevirme var oradan gitme’ diye kilolu arkadaşlarını uyarıyor, şaka yapıyorlarmış. Peki ne yapacak bu sağlık görevlileri? İnsanları tarayacaklar; fazla kiloluları Aile Sağlığı Merkezlerine yönlendirecekler. Diyetisyenler tarafından bu kişilere özel beslenme danışmanlığı ve takip hizmeti sunulacak. Buraya kadar güzel, muhakkak ki vatandaşlarımızın sağlığı hepimiz için önemli. Fakat madem öyle, biz diyoruz ki iş burada kalmasın. Madem vatandaşlarımızın sağlığıyla bu kadar ilgilisiniz, bu işin devamını da getirin, gençler protein alamıyor, ailelerin evine et girmiyor. OECD rakamları ortada, her beş öğrenciden biri, parası olmadığı için öğün atlıyor, aç kalıyor. Bakın durumumuzun ne kadar kötü olduğunu bir başka veriyle görüyorsunuz. Bu grafik ne biliyor musunuz? Yetersiz, maddi imkân nedeniyle haftada en az bir gün öğlen yemeği yiyemeyen 15 yaşındaki öğrencilerin oranı. Öğretmenler anlatıyor. Çocuklar dersin ortasında fenalık geçiriyor, bayılıyor. Bir bakıyoruz kahvaltı yapmamış, öğlen yemeği yememiş çünkü parası yok. Ve bu oran bütün ülkeler içerisinde Türkiye’de en yüksek. Her beş öğrenciden birisi… Siz asıl bununla mücadele edin.”
“Bir başka gerçek: Çocuklar arasında, düzenli et, tavuk veya balık tüketebilenlerin oranı ne kadar biliyor musunuz? TÜİK verisi. Sadece %13. Yani, her 100 çocuktan sadece 13’ü düzenli et, tavuk ya da balık yiyebiliyor bu ülkede. 100 çocuktan 87’si sağlıklı beslenemiyor. İktidardakilere sesleniyorum: Sadece sokaktaki kilolu vatandaşa değil; evine et girmeyen çocuklarla da biraz ilgilenin. Unutmayalım, obezitenin önemli bir sebebi de maddi imkansızlıklar sebebiyle sağlıklı gıdaya ulaşamadığı için, sağlıksız beslenmek zorunda kalmak. Yani ekmeğe ya da diğer ürünlere yüklenmek…”
“Hesap ortada: Türkiye’de en düşük emekli maaşı 14 bin 469 lira, asgari ücret 22 bin lira, açlık sınırı ise tam 24 bin lira Nisan sonu itibarıyla. Yani dört kişilik bir aile asgari ücretle de emekli maaşıyla da temel gıda ürünlerini sağlayacak bir gelire sahip değil. Sorunun tam da özünde bu var. Siz ta damat döneminden TÜİK’e, gerçeğin çok altında enflasyon hesaplattırırsanız, emeklinin, asgari ücretlinin maaşını da o uydurma düşük enflasyon oranında artırırsanız, işte millet böyle yoksullaşır. En temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale gelir. Bu iktidarın milletin durumundan, vatandaşın akıbetinden haberi yok arkadaşlar.” “İnsanları sokaklarda tartarken unutmayın: Sorunun kaynağı ete, balığa ulaşamayan vatandaşımız değil, vatandaşımızı kuru ekmeğe muhtaç bırakanlardır; sorunun kaynağı iktidardır. Sorunun kaynağı sokakta tartılanlar değil, parasını tartacak kantar bulamayanlardır; sorunun kaynağı iktidarınızdan nemalananlardır. Asıl onlardır sorun kaynağı… “Gıda fiyatlarıyla ilgili büyük sorunları biliyoruz. Ancak mesele bu fiyatlarla bitmiyor. Sağlıklı gıdaya erişim de ülkemizde büyük sorun. Pestisit diye bir sorun. Duymayanlar belki vardır. Tarımda toksik kimyasal maddelerin kullanılması; bu maddelerin ürünlerde kalması ve çevreye yayılmasından bahsediyorum. Türkiye’den ihraç edilen meyve ve sebzeler, pestisitler sebebiyle Avrupa gümrüklerinden geri çevrildiğinde ancak bu konu gündemimize geldi. Yoksa duymamıştık. Ne zaman Avrupalılar dedi ki ‘Ya bir dakika kardeşim biz bu meyve, sebzeyi kendi vatandaşlarımıza yediremeyiz. Kimyasal var içinde’ diye geri çevirince Türkiye’de gündem oldu.”
“Geçenlerde bir araştırma yapıldı. Aralık 2024’te bizim Türkiye’deki satılan ürünlerle ilgili bir laboratuvar araştırması. Şişli, Beşiktaş, Kadıköy ve Ataşehir gibi ilçelerindeki semt pazarları ile büyük zincir marketlerin İstanbul’daki bazı şubelerinden satın alınan sebze ve meyveler numune usulü bir araştırmacı tarafından alındı. 14 üründen tam 155 örneklik bir laboratuvar kümesi oluşturuldu. Analiz edilen bu 155 örneğin tam 49’unda hormonal sistem bozucu, nörolojik gelişim bozucu, kanserojen ya da üreme sağlığı açısından tehdit oluşturan en az bir pestisit tespit edildi. Şu orana bakın. ‘Avrupa’ya gidenler yakalanıyor da bu araştırmacı demiş ki bir de Türkiye’de satılanlara bakayım, ne var ne yok’ demiş. Yaklaşık üçte biri. Yani aldığınız meyve ve sebzelerin üçte birinde insan sağlığı için tehlikeli bu toksik maddeler var.” “Bir devletin asıl görevi nedir arkadaşlar? Vatandaşın sağlığını korumak değil midir? Sağlıklı yaşamak en temel insan hakkı değil midir? Nasıl olur da böyle bir başı bozukluğa izin verilir ya… Anlaşılır değil. Avrupa’da yaşayanların canı bizim milletimizin canından daha mı kıymetli ki biz oralardan, sorunu anlıyoruz ondan sonra kendi içimize bakıyoruz? Buradan hükümete çağrım kapsamlı bir mücadele planıyla derhal, bu soruna el atın, vatandaşımızın sağlığını doğrudan etkileyen bu konuyu ülkemizin gündeminden çıkarın.” Ali Babacan, konuşmasında ne eğitimde ne istihdamda olan gençlere de değindi. Ali Babacan, “Gençliğe güvenmeyen bir ülke geleceğini inşa edemez. Biz gençlerin özgürce yaşadığı, eşit temsil edildiği, insanca geçinebildiği bir Türkiye için yola çıktık. Çünkü gençler yalnızca yarının liderleri değil, bugünün de ortaklarıdır! Pazartesi günü 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Bayramını kutlarken, bir yandan da yaklaşık 5 milyon gencin ne eğitimde ne de istihdamda olduğu gerçeğiyle karşı karşıyaydık. Bu ne demek? Gençlerin yüzde 26’sının ne eğitimde ne de işte olduğu demek” ifadelerini kullandı. “Peki sebebi ne? Niye bu kadar ev genci var Türkiye’de? Değerli arkadaşlar iş bulmak önce ekonominin büyümesiyle mümkün olur. Ancak burada basit bir denklem var. Hukuk yoksa güven olmaz. Güven olmazsa yatırım olmaz. Yatırım olmazsa da istihdam olmaz. Denklemin başında hukuk var hukuk… Ülkede hukuk ve adalet olmadıktan sonra bu ülkenin ekonomisi büyümez. Yeni istihdam alanları açılmaz. İktidardakiler duysun. Ülkeyi getirdiğiniz yer bu.”