Bütçe Rakamlarından Çıkan Acı Gerçek: 2027 Asgari Ücret Öngörüsü Ekim 2026 Açlık Sınırını Bile Yakalayamıyor
YENİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı konuşmada bütçe vergi istisnası kaleminden yola çıkarak 2027 asgari ücret öngörüsünün 36 bin 500 ile 37 bin 400 lira arasında kaldığını ve bu rakamların daha şimdiden Ekim 2026 açlık sınırının altında kaldığını vurguladı,
YENİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale, bütçedeki asgari ücret vergi istisnası kaleminden hareketle 2027 asgari ücretinin 36 bin 500 ile 37 bin 400 lira arasında öngörüldüğü değerlendirmesinde bulundu. Her iki tutarın da Ekim 2026’daki 38 bin liralık açlık sınırının altında kaldığını belirten Özlale, “Problemlerin farkındasınız ama buna bütçede yer ayırmıyorsunuz” dedi.
YENİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale, Plan ve Bütçe Komisyonunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi üzerine yaptığı konuşmada, iktidarın ücret ve istihdam politikalarını eleştirdi. Asgari ücretin satın alma gücü gerilerken bütçede gelecek yıl için öngörülen artışın, çalışanların bugünkü geçim koşullarına dahi yetişmediğini savunan Özlale, bütçenin vergi harcamaları üzerinden yaptığı hesabı gündeme taşıdı.
Özlale’nin değerlendirmesine göre, asgari ücret vergi istisnası için öngörülen yüzde 33’lük artış, çalışanların ücretlerine yapılacak zamla birlikte asgari ücretli sayısındaki olası artışı da kapsıyor. Bu artışın iki ya da üç puanının yeni çalışmaya başlayacak asgari ücretlilerden kaynaklanması hâlinde, ücret artışı için yaklaşık yüzde 30’luk bir oran ortaya çıkıyor. Özlale, bu hesabın asgari ücreti yaklaşık 36 bin 500 liraya taşıdığını belirtti.
Yeni asgari ücretli olmasa bile bugünkü açlık sınırına ulaşmıyor
Özlale, asgari ücretli çalışan sayısının hiç artmadığı ve vergi istisnasındaki yüzde 33’lük yükselişin tamamının ücret artışından kaynaklandığı varsayımında bile tutarın yaklaşık 37 bin 400 lirada kaldığına dikkat çekti.
Böylece bütçe kalemi üzerinden yaptığı hesabın iki olasılığında da 2027 için ortaya çıkan ücretin, Ekim 2026’daki 38 bin liralık açlık sınırının altında kaldığını vurgulayan Özlale, iktidara şu sözlerle yüklendi:
“Geçen sene olduğu gibi vergi harcaması kaleminden asgari ücret vergi istisnasındaki artışa bakarak asgari ücreti hesaplarsam, daha biz şimdiden Ekim 2026’daki açlık sınırının altında kalacak olan bir asgari ücreti çalışanlarımızın yaklaşık yüzde 40’ına reva görüyoruz. Problemlerin farkındasınız ama buna bütçede yer ayırmıyorsunuz.”
Özlale’nin gündeme taşıdığı hesap, henüz belirlenmemiş olan 2027 asgari ücretine ilişkin bütçe öngörüsüne dayanıyor. Eleştirinin merkezinde ise gelecek yılın ücretinin, daha yıl başlamadan mevcut açlık sınırının gerisinde kalması bulunuyor.
“Herkesi bir asgaride eşitleyecek bir ücret politikanız var”
Ücretlerdeki kaybın asgari ücretlilerle sınırlı kalmadığını belirten Özlale, eğitimli ve yüksek vasıflı çalışanların ücretlerinin de giderek asgari ücrete yaklaştığını söyledi. Yüksek vasıflı çalışanların ücretinin 2014’te asgari ücretin 3,20 katıyken bu oranın 2,63’e gerilediğini aktardı.
Üniversite ve yüksek lisans mezunlarının ücretlerindeki aşınmayı iktidarın ücret politikasının sonucu olarak değerlendiren Özlale, şöyle konuştu:
“Yani herkesi bir asgaride eşitleyecek bir ücret politikanız var. O yüzden Türkiye’nin sorunu sadece asgari ücret sorunu değildir. Türkiye’nin çok ciddi bir ücret problemi vardır.”
İstihdam hedefleri de geriye çekildi
Özlale, düşük ücretlerle birlikte istihdam yaratma sorununun da sosyal güvenlik sistemini zayıflattığını vurguladı. Türkiye’nin dünya ortalamasına ulaşabilmesi için 900 bin erkek ve 4,7 milyon kadına ek istihdam yaratılması gerektiğini belirterek, buna rağmen bütçede istihdam programının payının düştüğünü söyledi.
2027 için istihdam, iş gücüne katılım ve kadınların iş gücüne katılım hedeflerinin 2026 hedeflerinin altına çekilmesini eleştiren Özlale, “Bizler sizden daha yüksek hedeflere nasıl ulaşacağınızı duymak isterken baktığımız zaman buradaki verilere, hedefler 2026’nın da gerisinde” ifadelerini kullandı.
“Çalışan haklarındaEsvatini’yle aynı gruptayız”
Özlale, konuşmasında çalışanların ve emeklilerin koşullarını uluslararası endeksler üzerinden de gündeme taşıdı. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonunun (ITUC) 2026 endeksine göre Türkiye’nin çalışan hakları açısından en kötü on ülke arasında yer aldığını belirterek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına seslendi:
“Sayın Bakanım, Afrika’da bir ülke var, Esvatini diye. Eski adı Svaziland. Türkiye’yle Svaziland’ın aynı grupta yer aldığı tek bir tane endeks var. Çalışan hakları açısından en kötü on ülke arasında.”
Türkiye’nin Myanmar, Nijerya, Panama ve Esvatini’yle aynı grupta bulunduğunu aktaran Özlale, bütçe sunumundaki çalışan haklarını ve güvenliğini iyileştirme vaatleriyle ortaya çıkan tablo arasındaki çelişkiye dikkat çekti. Emeklilik endekslerindeki sıralamaları da hatırlatan Özlale, hem çalışanların hem de emeklilerin ağır geçim koşullarına mahkûm edildiğini vurguladı.
İŞKUR’a fon vurgunu sorusu
Konuşmasında İşsizlik Sigortası Fonu’na da değinen Özlale, fondan resmî işsizlerin yalnızca yüzde 17,1’inin yararlanabildiğini belirterek bu oranı artırmak için hangi adımların atılacağını sordu.
Fon kaynaklarının nasıl değerlendirildiğine ilişkin de açıklama isteyen Özlale, İŞKUR’un, fon vurgununda adı geçen fonlarda İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklarının kullanılıp kullanılmadığını kamuoyuyla paylaşması gerektiğini söyledi. İşçinin alın terinden oluşan kaynaklar için ayrıntılı açıklama talep etti.
Özlale’nin konuşmasının tamamı şöyle:
“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, basın emekçileri, Sayın Bakan, bakanlığınızın değerli erkek bürokratları diyecektim ama üç tane kadın bürokrat var burada.
Her dönem bunu söylüyoruz gerçekten. Umarım önümüzdeki dönemlerde daha fazla kıymetli kadın bürokratla Plan ve Bütçe Komisyonunda sizleri görürüz. Şimdi öğle yemeği sonrasındaki sunumlar genelde çok zordur.
Çünkü insanların doğal olarak uykusu gelir. O yüzden ben hepinizi uyandıracak, irkiltecek iki tane slaytla başlamak istiyorum. Bunlardan bir tanesi şu.
Sayın Bakanım, Afrika’da bir ülke var, Esvatini diye. Eski adı Svaziland. Türkiye’yle Svaziland’ın aynı grupta yer aldığı tek bir tane endeks var.
Çalışan hakları açısından en kötü on ülke arasında. International TradeUnionConfederation diye bütün dünyada çalışan haklarının güvenliğini savunan bir konfederasyon var. Bunlar her sene bunu yayımlıyorlar.
Ve Türkiye maalesef Myanmar’la, Nijerya’yla, Panama’yla, Esvatini’yle aynı seviyede. O yüzden burada işte siz verinin doğrusunu söylersiniz, gidersiniz. Bakın, burada kaynağı da gösterdim size Orhan Bey.
Ama uluslararası verilere göre, çalışan hakları açısından ITUC 2026, bütün dünyanın takip ettiği endekse göre en kötü on ülke arasındayız. Emeklilere bakalım. Emeklilerde de iki tane endeks vardır.
Bir tanesi Natixis 2026, ikincisi de MercerMarsh Endeksi. Ve burada incelenen 55 ülkeden 53’ünden daha kötüyüz.
54’üncü sıradayız. Bizden daha kötü olan tek bir ülke var, Arjantin. Natixis endeksine baktığımız zaman da daha iyi olduğumuz iki tane ülke var.
Bunlardan bir tanesi Hindistan, öbürü de Kolombiya. Emeklilerde de durum bu. Yani sizler burada şimdi bütçe sunumunda söylüyorsunuz.
Emeklilerin haklarını iyileştireceğiz. Çalışan haklarını, çalışanların güvenliğini sağlayacağız ama elimizde, bütün baktığımız uluslararası veriler, kaynaklar da burada, hem emeklilerin hem de çalışanların oldukça kötü şartlarda hayatını devam ettirmek zorunda kaldığını gösteriyor. İşsizliğe bakalım biraz.
Çünkü sosyal güvenlik sistemini biraz da ayakta tutmanın en önemli yolu istihdamı artırmak. İşsizlik düşüyor diye sevinmemek lazım. Çünkü işsizliğin düşmesinin tek sebebi artık iş bulmaktan ümidini kesmiş olan insanların iş gücü piyasasından çıkması.
Sunumunuzda bu yoktu. Atıl iş gücünde yedi puanlık bir artış var. İnsanlar iş bulmaktan artık tamamıyla ümidini kestikleri için iş gücü piyasasından çıkıyorlar ve o yüzden de işsizlik düşmeye başlıyor.
Bizim dünya ortalamasına ulaşmak için 900 bin erkek ve 4,7 milyon kadına ek iş yaratmamız lazım. Bizim emeklilere daha fazla para vermemiz için, sosyal güvenlik sisteminin bütçe üzerinde daha fazla yük oluşturmaması için yapmamız gereken şey bu. Enflasyonla mücadele kadar önemli, fon vurgunuyla mücadele kadar önemli yeni iş sahaları yaratmak, yeni istihdam yaratmak.
Bakın, 900 bin erkek, 4,7 milyon kadına iş yaratırsak ancak dünya ortalamasını yakalıyoruz. Türkiye’nin en büyük orta, uzun dönem yapısal problemidir istihdam sağlayamamak.
Ve bakıyorsunuz istihdam programına, sizin bakanlığınızın bütçesinde düşüyor. Ya şimdi bir yandan bakıyoruz, bizim sosyal güvenlik sistemini sürdürülebilir hâle getirmemiz için, daha iyi şartlarda gençlerimizin bu ülkede yaşamasını sağlamak için istihdam yaratmamız lazım. Ve bütçeye bakıyorsunuz, istihdamın bütçe payı düşüyor.
Nasıl olacak bu iş? 2027 hedeflerine bakıyorsunuz, istihdam oranında da iş gücüne katılım oranında da kadınların iş gücüne katılım oranında da 2027 hedeflerini 2026 hedeflerinin altına düşürmüşsünüz. Bizler sizden daha yüksek hedeflere nasıl ulaşacağınızı duymak isterken baktığımız zaman buradaki verilere, hedefler 2026’nın da gerisinde. Devam edelim.
Sosyal güvenliğin payı dalgalı seyrediyor. Bizim bu dönemde, yani insanların yoksullukla mücadele ettikleri, emeklilere maaşların yetmediği dönemde sosyal güvenliğe daha fazla para ayırmamız lazım. Orada bir dalgalı seyir var.
Ve başka bir nokta var. Dördüncü Sanayi Devrimi’nin tam ortasındayız. Sayın Bakan, bu da sizin ilgi duyduğunuz alanlardan bir tanesi.
Yeni bir rapor yayımlandı PwC tarafından. Ve diyor ki doğru beceri politikaları izlerseniz eğer bir fırsat eşitliği yaratırsınız, yapay zekâ gibi, biraz önce vekilinin bahsettiği gibi teknolojilere erişimi sağlarsanız o zaman bir fırsat eşitliği yaratırsınız.
Öbür türlü bunlara erişenlerle erişmeyenler arasında çok büyük bir gelir ve servet açığı olur, diyor. Rapor kısaca bunu söylüyor. Sizlerle bunu paylaşabiliriz.
O da bize şunu söylüyor. Bizim yaşam boyu öğrenmeye daha fazla önem vermemiz lazım. Ama bakıyorsunuz, hayat boyu öğrenmede 2025 payına bile dönemiyoruz.
Yani yaşam boyu öğrenmeye daha fazla pay vermemiz gerektiğini siz de teyit ediyorsunuz. Ama bunun bütçede karşılığını da biz göremiyoruz. Devam ediyorum.
Mesleki Yeterlilik Kurumu en önemli kurumlardan bir tanesidir. Bunu belki daha genişletmemiz lazım. Neden? Bizim hangi mesleklerin hangi becerilere ihtiyacı olduğunu takip eder Mesleki Yeterlilik Kurumu.
Bugün biz hangi meslek kolunda, hangi becerileri arıyoruz ya da siz MYK’dan birisine bir sertifikasyon verdiğiniz zaman o kişinin o işi bulması kolaylaşmış mı, kolaylaşmamış mı? Yani MYK’dan sertifikasyon alındı. Hayati bir kurum.
Bakıyorsunuz, reel anlamda ödeneğini düşürmüşsünüz. Yani bu çağın sizler de bir dönüşüm çağı olduğunu söylüyorsunuz sunumlarınızda ama bütün bu şeylere baktığımız zaman, bütçede ayrılan ödeneklere baktığımız zaman hayat boyu öğrenmede de Mesleki Yeterlilik Kurumunda da daha fazla bütçe ayırmamışsınız. O yüzden de maalesef söyledikleriniz lafta kalıyor.
Kadın ve engelli programlarının payı 2023’ün altında. Kadın istihdamını, engelli istihdamını bizim artırmamız lazım. Bütçeye bakıyorsunuz, arttı mı? Ve bir başka nokta daha var.
Asgari ücretin satın alma gücü geriliyor. Şimdi biz bu vergi harcamalarına baktık Sayın Bakan. Vergi harcamalarında asgari ücret vergi istisnası diye bir kalem var.
Biz oradan genelde ne kadarlık bir artış olduğunu görüyoruz. Bu sene yüzde 33’lük bir artış öngörülmüş vergi harcamalarının içerisinde asgari ücret vergi istisnasına.
Yüzde iki, yüzde üçü yeni çalışmaya başlayan asgari ücretlilerle ilgiliyse ben buradan şunu anlıyorum. Asgari ücreti sizin bütçede öngördüğünüz vergi harcamasının üzerindeki kalem yüzde 30 asgari ücret artışı. Bunu yaptığınız zaman 36 bin 500’e geliyor.
36 bin 500, mevcut 2026’nın açlık sınırının 1.500 lira altında. 38 bin. Yok, hiç yeni çalışan asgari ücretli olmasın derseniz de 37 bin 400’e geliyor.
Yani eğer ben geçen sene olduğu gibi vergi harcaması kaleminden asgari ücret vergi istisnasındaki artışa bakarak asgari ücreti hesaplarsam, geçen sene böyleydi, o zaman daha biz şimdiden Ekim 2026’daki açlık sınırının altında kalacak olan bir asgari ücreti çalışanlarımızın yaklaşık yüzde 40’ına reva görüyoruz. Problemlerin farkındasınız ama buna bütçede yer ayırmıyorsunuz.
Bir başka problem daha var. Sadece asgari ücret problemi yoktur Türkiye’nin. Bir ücret problemi vardır.
Bakın, yüksek vasıflı çalışanların 2014’te asgari ücretin 3,20 katı aldığını görüyorsunuz. Şimdi bu oran 2,63. Yani sizler asgari ücreti artırmak yerine yüksek vasıflı, üniversite mezunu, yüksek lisans mezunu insanların aldığı maaşı asgari ücret sınırına yaklaştırıyorsunuz.
Yani herkesi bir asgaride eşitleyecek bir ücret politikanız var. O yüzden Türkiye’nin sorunu asgari ücret sorunu değildir. Sadece asgari ücret sorunu değildir.
Türkiye’nin çok ciddi bir ücret problemi vardır ve yüksek vasıflı, yani eğitimle fırsat eşitliğine inanarak bu ülkenin okullarında okuyup yüksek vasıflı bir meslek sahibi olan bir kişi bile bugün asgari ücrete yakın bir ücret almaya başlıyor. Sizler bu zihniyetle, bu yaklaşımla sosyal güvenlik sistemini ve insanların hakça, adilce yaşamını asla düzeltemezsiniz. İşsizlik Fonu, yani resmî işsizler arasında sadece yüzde 17,1’e ulaşıyor.
Ya bu oranı artırmak için ne yapmayı düşünüyorsunuz? Milyarlarca lira para var orada. Milyarlarca lira. Ve sadece işsizlerin yüzde 17’si bu İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yararlanıyor.
Bunu artırmak için ne yapacağınıza dair ben sunumda hiçbir ibare göremedim. Bir başka nokta daha var. İşsizlik Fonu işlemlerinde biraz önce değerli vekilim de bahsetti.
Bu İşsizlik Sigortası Fonu işçinin alın terinden alınan bir fon. Bunu da bildiğimiz kadarıyla İŞKUR değerlendiriyor, değil mi? İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki parayı.
İŞKUR, bu fon vurgununda, yani 21’inci yüzyılın en büyük fon vurgununda, bence kamuoyuna çok ciddi bir açıklama yapmalı. Ben burada herhangi bir şekilde paramı o fon vurgununda adı geçen fonlarda kullandım mı, kullanmadım mı? Bunu siz kamuoyuyla paylaşmadığınız sürece bu işçinin kendi alın terinden artırdığı para ve İşsizlik Sigortası Fonu’na aktardığı para hakikaten helal olmaz.
O bakımdan biz İŞKUR’dan burada çok detaylı bir açıklama bekliyoruz, diyorum. Herkesi saygılarımla selamlıyorum.”